günün sözü: ihanetin küçüğü büyüğü olmaz.

polisiye tarzı romanlar ve diziler

polisiye roman düşkünü olduğum için midir, kargaşadan hukuki sonuçlar çıkarma çabasındaki dizileri kaçırmamaya çalışmam mı ruh halimde etkilidir, bilemem. bildiğim şu: "katil kim?" sorusuna cevap vermek bir romanda son sayfaya gelmeyi, dizide ve filmde son kareyi görmeyi beklerim hep.

"keşke devam etseydi" diye düşündüren bir televizyon dizisi 'whole truth' (bütün gerçekler); nedense tutmadığı için yayını amerika birleşik devletleri'nde kısa sürede durduruldu. oysa hem tipler, hem de konuları işleyişiyle benzeri dizilerden kolayca ayrılması bakımından ilginç bir diziydi. şimdilerde digitürk'ün bir kanalında gösterimde.


son izlediğim bölümünde, cinayete azmettirmek ve kiralık katille birini öldürtmekle suçlanan bir yargıç, onun suçlu olduğuna inanan bir savcı ile ünlü yargıcın kendisini savunsun diye seçtiği avukat arasında geçenler işleniyordu. avukat sanığı iyi savundu, savcı suçu ispatlayamadı, zanlı beraat etti.bitti mi? bitmedi. dizinin son karesinde beraat eden yargıcın aslında kendisine atfedilen suçu işlediğini öğreniyoruz.


"son kareyi beklemek lâzım" sözüne her zaman inanmışımdır. :)

polisiye romanlar, hukuk sorunlarıyla ilgili filmler ve diziler 'suçlu' dünyasıyla sıradan insanlar arasında bir köprü hizmeti görürler. büyük suçlara karşı içimde en ufak bir eğilim yoktur; hayatımda katil, soyguncu türünden tanıdıklarım da olmadı. ancak okuduklarım ve izlediklerimden, o dünyanın insanlarının zihin yapılarına girmeyi becerebildiğimi sanıyorum.

"son kareyi beklemek lâzım" sözüne her zaman inanmışımdır. "katil kim?" sorusuna cevap vermek için romanda son sayfaya gelmeyi, dizide ve filmde son kareyi görmeyi beklerim...
zeki suçlular yakalanabileceklerini önceden hesap ederek kendilerine kaçış kapısı bırakmayı severler. polisin ve savcının kafasını karıştıracak, kanıtların kirlenmesine yol açacak, yargıçların (ve amerika örneğinde jürinin) kuşkularını derinleştirecek tarzda davranır, etrafa yanlış izler bırakırlar.
hangi diziydi şimdi unuttum, ancak siyasi yönü ağır basan bir çete, üyeleri yakalandığında suçlarını gözlerden saklamanın yolunu, kendileriyle hiç ilgisi bulunmayan başkalarını 'çete üyesi' gibi göstermekte bulunmuştu. adamlar ve kadınların haberi olmadan evlerine girilip ancak aradığında polisin bulabileceği yerlere ilişkiye kanıt teşkil edebilecek izler bırakarak...


polis gerçek çetecileri derbest ettiğinde, zulalarından, saygın bazı kişilerin de suç ortağı olabileceğini akla düşüren belgeler çıkıyordu o dizide.


avukatlar, bu sayede, polisin olmayan bir çete oluşumu kat ettiği, savcının kamuoyunun yakından tanıdığı masum insanları suçladığı savunmasıyla suçluları kanunun elinden alabilmişti.


polisiye roman meraklıları 'mükemmel cinayet' diye bir kavramdan haberdardırlar; yanıltıcı kanıtlar ve akla uygun gelen bilgi kırıntılarıyla gerçeğin üzerinin örtülebildiği, zanlı yerine başkasının suçlu olduğuna işaret eden, gerçek suçlunun serbest kalabildiği türdür 'mükemmel cinayet'...


en iyi örneklerinden biri başrolünü anthony hopkins'in oynadığı 'fracture' (cinayet gecesi) filmidir. eşini tabancayla ağır yaralayıp bitkisel hayata mahkum eden birinin, "suçu ben işledim" diye itiraf da ettiği halde, mahkemeden nasıl kurtulduğunu içiniz burkula burkula izlersiniz. her şeyi öyle güzel planlamışlar ki zanlı, olayı soruşturan polis memuru ile davayı açan savcı süreçten büyük zararla çıkar; biri intihar etmek zorunda kalır, diğeri her şeyini kaybeder. 


dizilerde ve filmlerde mahkemede beraat etseler bile suç işleyenleri bilebiliyoruz; yazarlar romanlarda hakiki katili mutlaka belli ediyor. oysa gerçek hayatta böyle bir şans yok. akıllı caniler, suçlular, aldıkları tedbirlerle cürümlerinden yırtılabiliyor ve kimse onların aslında suç işlediğini bilemeyebiliyor.


yakın zamanda yaşanan bazı olaylar bana sanki bilinçli bir suçu saptırma çabasıymış gibi görünüyor. "suçlu olduğumu gözlerinden saklamak ve suçuma iştirak edenleri kanunun elinden kurtarmak istesem ne yapardım?" diye kendime sorduğumda verdiğim cevap "bu işlerle ilgisi olduğunu kamuoyunun kolay kabul edemeyeceği kişilere de suçun yayılmasını sağlamaya çalışırdım" oluyor çünkü;
bir-iki ilgisiz kişiden hareketle kamuoyunun kafası karışır ve ben de yakayı sıyrılabilirdim... suçlanan kişilerden öyle bir akıl olmadığı itirazını yapabilecekleri için de bir senaryom var: devletin içinden birileri de sürece kendi bilgilerini dahil etmiş olabilir...


0 yorum: